28 Ağustos 2020 Cuma

Covid Sonrası Sinema Endüstrisi Yazıları II: Sinema Vizyonu artık sadece 17 gün





Universal Stüdyoları ve AMC Sinema Salonu Zinciri tarihi bir anlaşmaya imza attı. Buna göre Universal ve Focus Features filmleri ABD'nde 17 gün vizyonda kalacaklar. (ABD'de sinemada gösterim süresi halen 90 gün). Bu yeni anlaşmayla Universal ve Focus Features filmleri 3 hafta sonu sinemalarda gösterilip sonrasında PVOD platformunda (AMC'nin PVOD platformu da dahil) izleyiciye sunulacak.   

Hatırlanacağı üzere pandemi önlemleri nedeniyle Mart ayında sinema salonları kapanınca Universal filmlerini PVOD (Premium Vod) üzerinden seyirciyle buluşturacağını açıklamıştı. Sinema salonları buna tepki göstermiş, Universal'i sektördeki mecra aralıklarını ihlal etmekle suçlamışlar ve sinemalarında bundan böyle Universal filmlerini göstermeyeceklerini açıklamışlardı. 

Pvod platformlarından 20 USD'ye satın alınabilen Trolls filmi 100 Milyon USD hasılat elde edince işin rengi değişmiş görünüyor. Öyle olmalı ki dünyanın en büyük sinema salonu zinciri olan AMC ile Universal Stüdyoları 17 günlük anlaşmaya imza attılar.

Anlaşmaya Amerika'nın ikinci büyük sinema zinciri olan Cineworld anında tepki gösterdi ve bunun sinema sektörünü dinamitlemek anlamına geldiğini ifade etti. 

Bu ilginç gelişmenin nasıl sonuçlar doğuracağını göreceğiz. Anlaşma 6 ay sonra yürürlüğe girecek. Sadece ABD'de geçerli olan bu anlaşmanın filmlerin uluslararası vizyonlarını nasıl etkileyeceğini şimdilik kestirmek güç. Pandemi öncesi dünyadaki toplam sinema vizyonu hasılat geliri 40 milyar USD bir hacme sahipti. Dolayısıyla sektördeki hiçbir aktör böyle bir kaynağı da kolay kolay gözardı edemeyecektir.

Universal - AMC anlaşmasına ait bazı detayları şu anda bilinmezliğini koruyor. Örneğin filmlerin Pvod platform gelirlerinden AMC sinemalarıyla bir gelir paylaşımı olacak mı? AMC'nin kendine ait bir Vod platformu bulunuyor, ancak diğer sinema salonlarının bu tip online platformları yok. Dolayısıyla bunun pazardaki rekabet dengelerini de ne şekilde değiştireceğini de birlikte gözlemleyeceğiz.


18 Ağustos 2020 Salı

Covid Sonrası Sinema Endüstrisi Yazıları I: Ve Paramount Kararı Tarihe Karıştı

 

Sinema sektöründe rekabeti düzenleyen en önemli metinlerden biri Paramount Kararı'dir. 1948 yılında alınan bu kararla film üreten stüdyoların sinema salonu sahibi olmaları yasaklanmış, böylece sinema endüstrisinde tekelleşmeye yol açan dikey bütünleşmenin (YB: üretim zincirinin farklı aşamalarının; yapım, dağıtım, gösterimin tek elde toplanması sonucu piyasanın sınırlı sayıdaki oyuncu tarafından kontrol edilmesi) önüne geçilmişti.

Pendemi dolayısıyla sinemaların ya kapalı yada düşük kapasite ile faaliyette olduğu bu günlerde Amerika'daki federal mahkeme 7 Ağustos'da Paramount Kararı'nı sona erdiren beklenmedik bir karar aldı: Bu yeni kararla artık film stüdyoları sinema salonu sahibi olabilecekler.

Peki bu kararın gerekçesi ne? 70 yılı aşkın süreçten bu yana hem teknolojik gelişmeler hem de piyasadaki gelişmelerin bu düzenlemeyi uygulanamaz hale getirdiği iddia eden mahkeme düzenlemenin gelinen son noktada haksız rekabet yarattığını ifade etti. Bilindiği gibi VOD platformları (Netflix, Amazon, Disney + vb) kendi ürettikleri filmleri kendi platformlarında izleyiciye sunuyorlar ve bu platformlar Paramount Kararı'nın kapsamı dışındalar.

Federal mahkemenin aldığı karar çerçevesinde daha önce yapılmasına izin verilmeyen blok programlama (YB: stüdyoların filmlerini salonlara "ya hepsi ya hiçbiri" prensibiyle vermeleri ve salonların istedikleri filmi seçerek göstermelerine izin vermemeleri)   ve zincir dağıtım anlaşmaları (YB: dağıtımcıların her sinema salonuyla ayrı ayrı sözleşme yapmak yerine sinema zincirleriyle toplu sözleşme yapabilmeleri) üzerindeki kontroller de tarihe karışıyor.

Bu kararın etkileri neler olacak?  Netflix, Amazon gibi platformların sinema salonu satın alma ile ilgili iştahlarının kabaracağını kestirmek güç değil. Nitekim Amazon dünyanın en büyük sinema zinciri olan AMC'yi (15 ülkede 1000 lokasyon ve 11.000 perde) satın alma ile ilgili görüşmelere başladığını bildirdi. Bunu Time Warner ve Disney'in de takip edeceğini tahmin etmek güç değil. Kimbilir, belki çok yakın bir gelecekte Netflix abonelerine popüler dizilerin sinema salonundaki galaları için davetiye yollayacak. Böyle bir dünyada Amazon artık sadece internet üzerinden yayın yapan bir platform değil sağladığı sinema gösterimi imkanı ile de dünyanın en önde gelen şöhretli yönetmenlerine de kapılarını ardına kadar açacak. 

Bu karara şimdiden çeşitli bağımsız sinema salonları itirazlarını ifade ettiler. Sinema endüstrisi artık dev teknoloji şirketlerinin dağıtım, sinema gösterimi ve internet üzerinden yayını tamamen kontrollerine aldıkları bir döneme mi giriyor? Rekabet yasaları bu yeni dönemde piyasayı nasıl düzenleyebilecek? Hep birlikte yaşayıp göreceğiz.




     



27 Nisan 2020 Pazartesi

Covid 19 ve Sinema Vizyonu Krizi


Tüm dünyada Covid 19 salgını sebebiyle sinema salonları bir süredir kapalı. Sinemaların daha ne kadar kapalı kalacağını, açılsa da bu şartlar altında işlerin ne zaman eski haline döneceğini kimse bilmiyor. Sinemaların kapanmasıyla vizyondaki bazı filmlerin vizyonları yarıda kaldı, ilkbahar aylarında izleyici ile buluşacak filmlerin de vizyon tarihleri değişti.

Bu kriz bir yandan da yeni iş modelleri denenmesinin yolunu açtı. Birçok ülkede filmler farklı şekillerde izleyiciye ulaştırılmaya çalışılıyor. Bu anlamda da farklı modeller gündeme gelmiş durumda. ABD'de bazı stüdyolar filmleri sinemaların kapalı olması gerekçesiyle Itunes ve Amazon gibi tvod plafrormlarında izleyici ile buluşturdu. İngiltere'de de benzer bir yöntemle vizyona girecek bazı filmler Curzon Cinema, MUBI, BFI Player gibi platformlar üzerinden izleyiciye sunuldu. Avrupa'da çeşitli ülkelerde de hızla benzer uygulamalar konuşulup tartışılmaya başlandı.Türkiye'de ise Başka Sinema - Blu TV işbirliği ile mart ve nisan aylarında vizyona girecek bazı filmleri Tvod uygulaması şeklinde 19.99 TL fiyatla seyirciyle buluşturan bir yeni model başlamış bulunuyor.

Tüm bu gelişmeler yaşanırken özellikle bağımsız filmler için "sanal vizyon" (virtual relase) olarak adlandırılan ve bu yazının konusunu oluşturan oldukça yaratıcı başka bir model de ABD'de uygulanmaya başladı. Kino Lorber (platform: Kino Marquee), Music Box (platform: streamlocal), Film Movement (platform: virtual cinema) gibi bazı dağıtımcılar seyircinin filmleri sinema salonlarından satın alıp evlerinde filmleri izledikleri ve Sanal Vizyon olarak adlandırılan bu dağıtım modelinde bilet gelirleri aynen normal sinema vizyonunda olduğu gibi salonlar ile eşit olarak paylaşılıyor. 12 USD olarak belirlenen fiyatla sanal vizyondaki filmler beş gün süreyle izlenebiliyor. Filmler bu sanal vizyonda 60-90 gün süresince kaldıktan sonra Tvod platformlarına (itunes, amazon vb) geçiyorlar. Sinema salonları sanal vizyondaki bu filmleri sosyal medya hesapları üzerinden aktif olarak duyurup izleyicilerine bu karantina döneminde yeni filmler sunma konusunda aktif davranıyorlar. Karantina dönemi hafifleyip sinema salonları açılsa bile sosyal mesafe kuralları gereği filmlerin bir süre daha kapalı gişe oynaması mümkün olmadığından bu modelin karantina sonrası dönemde de sinema vizyonu ile birlikte devam edip etmeyeceği tartışılıyor.

Sinema vizyonu ile ilgili bu tartışmalar Covid 19 öncesi dönemde de mavcuttu. Teknolojik gelişmelere paralel olarak sinemada mecra sayısı sürekli arttı. 1950'li yıllarda sinema filmleri için tek mecra sinema salonları iken televizyonun evlere girmesi ile filmler televizyonda da gösterilmeye başlandı (televizyonda gösterilen ilk film: Wizard of Oz - 3 Kasım 1956 tarihinde) Daha sonra home video dediğimiz evlerde VHS - Betamax manyetik bant formatları ile film izleyebildiğimiz döneme girdik (ilk kez Magnetic Video şirketi 1977 yılında 20th Century Fox'dan 50 adet filmi video kaset formatı için lisansladı) Teknolojinin ilerlemesiyle banttan cd'lere geçiş gerçekleşti (1993 yılında VCD, 1996 yılında DVD pazarı oluştu). Yine 1990'larda Pay Tv olarak hizmet veren özel televizyon servisleri ortaya çıktı. 2000'li yılların ortasına gelindiğinde ise VOD (isteğe bağlı video) pazarının gelişimi hız kazandı. Bu açıdan bakıldığında her ne kadar sinema salonları önem ve münhasırlığını devam ettiriyor olsa da artık film izlenebilecek bir çok mecra mevcut. Sinemada film izlemenin sosyal, kültürel ve teknik olarak üstünlüğü tartışılmaz bir gerçek olsa da filmlerin "vizyona girmesi" - özellikle bağımsız filmler için -  ile ilgili sorunlar ve tartışmalar gittikçe büyüdü. Günümüz itibariyle bir filmin izlenme ömrü hemen hemen aynı kalırken bu ömrünü birçok mecraya birden yapması gerektiği gerçeği var karşımızda. Hele bir de üretilen film sayısındaki artışı hesaba katarsak buradan şöyle şık'lar ortaya çıkıyor: a) ya bu mecraların bazıları zamanla yok olacak b) ya hmecraların süresi kısalacak c) ya mecraların münhasırlığı ortadan kalkacak, d) ya da hepsi!... Şu anda aslında olan şey  biraz (d) şıkkı gibi duruyor.

Bu perspektiften bakıldığında Türkiye'de Sinema Genel Müdürlüğü'nün internet mecrasını 5 ay ile düzenlemesi veya sinema salonu sahiplerinin bunun 12 ay olmasını talep etmeleri hem eşyanın doğasına aykırı hem de Türkiye gerçekleriyle pek örtüşmüyor. Zira Türkiye'de sinema salonlarının %10-%12 doluluk oranı ile faaliyet gösterdiğini ve vizyona giren filmlerin (yerli ve yabancı dahil olmak üzere) %58'inin yirmi bin seyirci toplayabildiğini biliyoruz. Ve bu gerçekler sinemada film izleme keyfini değil, ama "sinemada vizyon girmek" olgusunu tartışmaya açıyor. Dolayısıyla da sinema salonu sahiplerinin bağımsız filmlerin finansmanını tamamen ortadan kaldıracak olan "rüsumların kaldırılmasını" talep etmek gibi palyatik çözümler yerine dijitalleşmenin yarattığı ve Covid 19'un hızlandırdığı bu iklimde nasıl varlıklarını sürdüreceklerine dair daha yaratıcı ve uzun soluklu stratejiler oluşturmalarının şart olduğunu düşünüyoruz.

Futbol tabiriyle, "göze hoş gelen" ama sportif başarısı olmayan bir oyun planının orta vadede seyirciyi tribünlerden kaçıracağını, uzun vadede ise kulübün kapısına kilit vurulmasına yol açacağı gerçeğini göz ardı etmemeliyiz.