4 Aralık 2015 Cuma

Rakamlarla Festivallerde son 10 yıl - 2


Uzatma Dakikaları olarak son 10 yılın Berlin, Cannes, Venedik Festivalleri'nin ana yarışma bölümlerinin incelemesine devam ediyoruz.

Bu konudaki ilk yazımızda yarışmaya seçilen filmlerin ülke bazında dağılımlarını göstermiştik.

Listede başı çeken ülkelerin Fransa (102 film), ABD (101 film)  İtalya (49) ve Almanya (41) üçü bu üç büyük festivalin düzenleyicisi konumunda da  olduklarından kendi ürettikleri filmlerin lansmanı için ana mecra olarak bu festivalleri kullanıyorlar.

Listede yer alan:

102 Fransız filminin 49 tanesi Cannes yarışma,
48 İtalyan filminin 31 tanesi Venedik yarışma,
41 Alman filminin de 28 tanesi Berlin yarışma

bölümlerinde gösterilmişler. 

Yani uluslararası önemdeki bu festivaller aynı zamanda ulusal sinemanın dünyaya açılan penceresi konumundalar.

Bu filmlerin IMBD puanlarını ülke bazında incelediğimizde ise ise ilk 10 ülke şöyle sıralanıyor:

Romanya: 7.57 (6 film)
İran: 7.52 (9 film)
Türkiye: 7.32 (9 film)
Danimarka: 7.23 (10 film)
Japonya: 7.03 (22 film)
Belçika: 7.01 (9 film)
Avusturya: 7 (12 film)
G.Kore: 6.89 (13 film)
İngiltere: 6.83 (32 film)


Elbette buradaki yaklaşımımız oldukça basit genellemelere dayanıyor. Örneğin, ortak yapımlar bu çalışmanın dışında tutuldu. O kategoriyi de işin içine katarsak resim daha da değişiyor.

Biz bu konuda nasıl çıkarımlarda bulunabiliriz?

Sadece kişisel ilişkiler ile yürüyen ("abi sen falanca kişiyle bir konuş, onun filanca kişiyle arası iyi"), veya belli içerikteki filmlerin üretilmesiyle ("Türkiye'ye küfür eden filmler uluslararası festivallere seçiliyor" kafası - oysa bu 9 filmin hiçbiri politik bir niteliğe sahip değiller)  bu işlerin yürümediğini anlamak lazım.

Üretilen film sayımıza bakıldığında bu yarışmalarda daha fazla ve daha düzenli olarak filmlerimizin yer alması gerektiğini düşünüyoruz. Bunun için film destekleriyle ilgili finansman kaynaklarının çeşitlenmesi şart. Halihazirda Türkiye'de sadece Kültür Bakanlığı fonu mevcut iken listede başı çeken Fransa'da tam 48 farklı sinema ile ilgili fon mevcut.

Uluslararası festivaller ile ilgili stratejik hedeflerle çalışan ve lobi yapan  yapıların oluşturulması önem taşıyor.  Bakanlığın "biz bu filmleri nasıl satarız" ruh halinden acilen çıkması lazım. Bir ülkenin Sinema Genel Müdürlüğü filmlerin satışıyla değil, sinema endüstrisinin ve filmleri üreten yeteneklerin sunumu ve pazarlamasıyla ilgilenir. Filmleri satılması yapımcıların derdi ve işidir çünkü.

Ayrıca ortak yapımların sayısının artmasına yönelik tedbirleri almamız da önem taşıyor. Bu incelemeye ortak yapımları dahil etseydik aradaki farkın ne kadar açıldığını daha net görürdük. Hele bizim gibi finansman, dağıtım ve teknik altyapı eksiklikleri yaşayan bir endüstri için ortak yapımların önemini bir kez daha anlatmaya gerek görmüyoruz.










7 Kasım 2015 Cumartesi

Rakamlarla festivallerde son 10 yıl -1



"Acaba son 10 yılda top klasman festivallerde ülke bazında nasıl bir dağılım var?" diyerek bu dönemin Berlin, Cannes ve Venedik ana yarışmalarını masaya yatırdık.

Sonuçta aşağıdaki gibi bir film dağılımı çıktı ortaya:

Fransa =102
ABD =101
İtalya =49
Almanya=41
İngiltere =32
Japonya =24
Çin =20
G.Kore =13
Avusturya =13
Rusya =13
Ispanya = 11
Kanada =11
Danimarka =10
Israil =10
Iran =10
Arjantin =10
Türkiye = 9
Belçika = 9
Meksika =6
Romanya =6
...

şeklinde liste devam ediyor.

Bu 10 yıllık süreçte 53 farklı ülkeden filmin bu üç festivalin ana yarışmasında kendine yer bulduğu görülüyor.

Bu ülkelerin kıta dağılımına bakıldığında ise:

23 Avrupa
15 Asya
9 Amerika

5 Afrika
1 Avustralya

şeklinde bir dağılım ortaya çıkıyor.

***

Bu inceleme yapılırken ortak yapımlar dikkate alınmadı. Filmin menşei belirlenirken de filmin dili, yönetmenin veya yapımcının ülkesi değil, ana finansmanı sağlayan ülke baz alındı.

Büyük üretim hacmine sahip Hindistan (Bollywood), Nijerya (Nollywood) gibi ülkelerin listede yer almadığı görülüyor. Bu istisnaların dışında ise ülke sinemalarının festival performansı o ülkenin dünya sinema endüstrisindeki yerinden çok da bağımsız değil. "Bu listede ne işi var?" diyeceğimiz bir sürpriz yok bu listede bizim için. 

Dolayısıyla ticari sinema - festival sineması arasında keskin ayrım yapmak, en azından endüstriyel perspektiften, pek de manalı değil. Bunun yerine bu iki ana damarı birbirini besleyen ve endüstriyi geliştiren mecralar olarak görmek daha doğru görüşündeyiz.

Türkiye'nin listedeki konumuna gelince; mevcut destek mekanizmalarının hacmi, yasal düzenlemeler, üretim ve rekabet koşulları gibi değişkenler göz önüne alındığında minimum girdiyle maksimum sonucun elde edildiğini söyleyebiliriz.

Öte yandan bu listede şu anda daha alt sıralarda olan veya henüz ortalarda görünmeyen bazı ülkelerin son yıllarda yaptıkları atılımlara şahit oluyoruz. Eğer biz de gecikmiş bazı reformları yapmaz veya ön liberoyu sağ açık oynatmaya devam edersek sonraki 10 yılın böyle bir resim vermeyeceğini şimdiden söyleyebiliriz.  

Uzatma Dakikaları'nda festivaller mevzusunu yazmaya devam edeceğiz.





  



13 Ekim 2015 Salı

Güney Kore'nin düşündürdükleri




Aslında dışardan bakıldığında G.Kore Sineması'nda herşey yolunda gibi görünüyor. 

2015 yılında "Assasination" ve "Veteran" isimli yerli filmler 10 milyon adet bilet satışını aşma başarısı gösterdiler.

G.Kore sinema sektörü 2014 yılında 1.6 Milyar $' lık gişe hasılatına ulaşarak dünyanın 6. büyük pazarı haline geldi.

Ancak endüstriye gitgide mega projelerin yön vermeye başlaması beraberinde ciddi sorunları da getirmeye başladı.

Birçok uzman sektördeki dikey yapılanmanın (yapım, dağıtım, gösterim alanlarının aynı grupların tekelinde toplanarak pazar yoğunlaşması yaratması durumu) dev şirketler tarafından üretilen "büyük bütçeli formül filmlerine" yönelik bir üretim modelinin oluşmasına yol açarak film çeşitliliği azalttığını,  bu durumun ise başka daha derin problemlerin kökenini oluşturduğunu belirtiyorlar.

2014 yılında sinema zincirlerinin öncelikle kendi kurdukları dağıtım şirketlerinin filmlerinin gösterimine öncelik tanıdığını görüldü. Buna karşılık küçük filmler ise genellikle  kısmi gösterimler, seans paylaşımı, sabah veya geceyarısı gösterimleriyle yetinmek zorunda kaldılar.

Eleştirmenler ise yerel markete ve ticari başarıya odaklı filmlerin sektörü domine etmesinin sonucu olarak Berlin, Cannes, Venedik gibi festivallerin yarışmalarında gittikçe daha az sayıda Kore filminin yer almaya başladığını  belirtiyorlar.

Kore sinemasının kendi pazarındaki ticari başarısı ülkemizdeki bazi yapımcılar tarafından da keşfedilmiş durumda. Buna bir de iki ülkenin benzer kültürel motifleri eklenince son yıllarda artan şekilde Kore'den adapte yapımlar  sinemalarımızda boy göstermeye başladı.

Sinema endüstrimizdeki dikey yapılanmanın şiddetini arttırdığını da biliyoruz. Anlaşılan sektörümüz sadece içerik adaptasyonuyla yetinmiyor, endüstriyel bir modelleme olarak da Kore sinema endüstrisi bazı çevrelerin iştahını kabartıyor olmalı.

Rekabet kurulumuz piyasadaki rekabeti sadece tüketici ve bilet fiyatı ekseninde değerlendirdiğinden üretimdeki dikey - yoğunlaşmaya yönelik olarak pek kılını kıpırdatmıyor.

Özellikle dijitalleşme sonrası bağımsız yerli yapımlarımızın vizyon konusunda yaşayacağı sorunların kronkleşeceğini görmek için kahin olmaya gerek yok.

Sinemadan sorumlu bürokrasi ise herhalde birçok Türk filminin vizyona giremeyeceği kıyamet günleri gelene kadar pek kılını kıpırdatmayacak gibi.

Bu konuyu Uzatma Dakikaları'nda gündeme getirmeye devam edeceğiz.