7 Temmuz 2018 Cumartesi

Türkiye'de Sinema - Televizyon Mecrası 2016-2017



Uzatma Dakikaları'nda bu kez de 2016 yılında vizyona girmiş olan box office listesindeki ilk 100 yerli filmin vizyon ve daha sonraki - varsa - televizyon gösterimlerini incelemeye çalıştık. Bu incelemede kabaca bakmak istediğimiz noktalar:

- ilk 100 film ortalama kaç hafta vizyonda kalmış?

- İlk 100 filmin kaçının televizyon satışı/gösterimi olmuş? Bunların kanallara göre dağılımı nedir?

- Televizyonda gösterilen filmlerin vizyon tarihi ile televizyon gösterim tarihi arasında kaç hafta var?(Sinema ile televizyon arasındaki mecra aralığı)

Bu çalışmayı yaparken bu 100 filmi 25'lik 4 gruba ayırıp bu gruplardaki değişimi de görmek istedik.

İşte ortaya çıkan özet tablo bu:



Filmler Ortalama Vizyon Televizyon Mecra Aralığı TV8 Star Tv Fox Tv Kanal D TRT 1 Show Tv ATV Toplam
1-25 14.32 hafta 59 hafta 15 4 2 1 0 2 0 24
26-50 9.08 hafta 50 hafta 3 4 1 2 3 0 0 13
51-75 5.96 hafta 41 hafta 0 4 3 2 2 0 1 11
76-100 9.48 hafta 42 hafta 0 5 4 1 1 0 0 11
100 9.71 51 18 17 10 6 6 2 1 59





- İlk 100 filmin ortalama vizyon süresi 9.71 hafta olarak gerçekleşmiş.

- Sinema - televizyon mecra aralığı ortalama olarak 51 hafta.

- İlk 100 filmin 59'u televizyonda gösterilmiş.

- Televizyonda gösterilen bu filmlerin %75'i üç kanalda - Tv8, Star, Fox -  yoğunlaşmış.

- 76-100 diliminde ortalama vizyon haftasında bir yükselme görülmekte. Bunun sebebi bu gruptaki bağımsız, uluslararası ortak yapımların ve ödüllü filmlerin varlığı. Bu filmler ticari filmlere göre daha uzun süre vizyonda kaldıklarından buradaki ortalamayı yükseltiyorlar.

- Genel olarak gişede ilk 25'lik dilimde yer alan filmler ağırlıklı olarak TV8'de gösterim imkanı elde ediyorlar.

- Bu ilk dilim dışında ise kanal olarak Star'ın öne çıktığı görülüyor.

- Bir kamu kanalı olan TRT1'in oldukça yetersiz film gösterdiği görülüyor. Listede yer alan TRT1'de gösterilen 6 filmin ikisi TRT'nin televizyon filmi olarak yaptırdığı filmler, bir diğeri de Sinema Genel Müdürlüğü tarafından yapımı gerçekleştirilen bir film.


Elbette bu çalışmada yararlandığımız bir yazılı kaynak vs yok. Çalışmayı internetten araştırarak yapmaya çalıştık, dolayısıyla ufak tefek eksiklikler olabilir. Ancak her şeye rağmen üzerinde konuşulacak bir resim de sunuyor.

Tablonun gösterdikleri bunlar, yorumlaması da ayrı bir yazının konusu olsun.





4 Temmuz 2018 Çarşamba

Sinema Endüstrisindeki Son Furya: Blokzincir





Blokzincir (Blockchain) 2009 yılında Satoshi Nakamoto tarafından kripto para birimi Bitcoin'in teknik altyapısı olarak tasarlanarak hayatımıza girdi. Blokzincir piyasada dolanımda bulunan bitcoin cinsinden paraların ve bu paralarla yapılan tüm alışveriş işlemlerinin kayıtlarının tutulduğu digital şiferli kayıt sistemi anlamına geliyor.

Teknolojik gelişmelere bağlı olarak sinema endüstrisi de bu teknolojik nimetlerden faydalanmanın yollarını arıyor. Blokzincir teknolojisinin sinema endüstrisine sunduğu imkanlar ilk kez 2017 yılında Berlinale'de anlatılmıştı. 2018 yılı itibariyle de bunun sektörde kullanılmaya başlandığını görüyoruz. Ve hatta "Blokzincir'in sinema endüstrisinin uzun süredir aradığı finansal çıkışı sağlayacağını" iddia edenler de var.

"Bunun sinema endüstrisi ile ne ilgisi var?" diyeceksiniz (ki ben de ilk duyduğumda böyle demiştim)

Blokzincir'in sunduğu ademi merkeziyetçi, güvenli ve şeffaf sistemin sinemaya sunduğu olanaklar genel başlıklarıyla şöyle sıralanabilir:

IP Koruması: Dijital ortamın sağladığı IP koruması görsel - işitsel içeriğin mülkiyetinin de korunması anlamına geliyor.

Finansman: Bazı yapım şirketleri kripto paralar üzerinden projelerine finansman sağlamaya başladılar. Bunun crowdfunding tarzı diğer sistemlerden farkı bu kripto paraların alım ve satımının, yani el değiştirmesinin mümkün olması.

Telif Hakkı Yönetimi: Blokzincir sisteminde tüm işlemler kayıt altında olduğundan hak sahiplerinin eserlerinin her türlü gösterimi ile ilgili bilgiye şeffaf olarak ulaşabilmesi ve telif haklarını takip edebilmesi mümkün oluyor.

Geri ödemeler: Blokzincir sağladığı şeffaf ortam dolayısıyla filmin tüm yatırımcılarının yatırımlarının geri dönüşlerini takip edebildikleri bir sistem.   

Dağıtım: Şu anda BVOD adıyla yeni bir dağıtım sistemi gelişmeye başladı bile. (BVOD daha detaylı olarak başka bir yazının konusu olsun)

Blokzincir bazılarının iddia ettiği gibi endüstriyi baştan aşağı değiştirir mi? Bunu görmek için biraz daha beklemek gerekiyor. Ama halihazırda sektörde yarattığı pozitif enerji dikkate değer...





  

6 Haziran 2018 Çarşamba

Yeniden İletim'in Sonu Mu Geliyor?



Türkiye'de bizler yeni telif yasası taslağını konuşup tartışırken, bir yandan da dünya dönmeye, teknoloji de son hızla ilerlemeye devam ediyor.

Bilindiği gibi "yeniden iletim" bir yayının hiçbir değişikliğe uğramadan eş zamanlı olarak başka bir platformda yayınlanması anlamına geliyor. Örnek vermek gerekirse; bir film KanalD'de yayınlanırken aynı anda evinizde bulunan Digitürk veya DSmart'daki dijital platformlarında da yer alan Kanal D'den de yayınlanıyor ya, işte telif hakları açısından Kanal D'den yayınlanan bu filmin Dsmart, Digiturk vb. platformlardan da seyredilmesi "Yeniden İletim" (Retransmission) olarak adlandırılıyor.

Uluslararası telif hukukuna göre "Yeniden İletimi" yapan bu platformların (bizim örnekte Dsmart ve Digitürk) hak sahiplerine (yapımcı, yönetmen, senarist, oyuncu ve müzik bestecisi) telif ödemesi gerekiyor. Verdiğimiz örnekten de anlaşılacağı gibi yapımcı (ve hak sahipleri de) filmin Kanal D'de yayınlanması için lisanslama yapmış olmakta, ancak bahsettiğimiz dijital platformlar ücreti mukabilinde abonelerine bu kanalları izletip bu yoldan bir ticari bir gelir elde ettiklerinden oluşan bu değeri telif olarak hak sahiplerine ödemek durumundalar. Yeniden iletim telifi uzun yıllardır  birçok ülkede meslek birlikleri eliyle toplanıp hak sahiplerine dağıtılmaktadir.

Yazının başlığına gelince: Dijital alandaki son teknolojik gelişmeler doğrutusunda bildiğimiz anlamda Yeniden İletim yavaş yavaş ortadan kalkmaya başladı. "Direct Injection" denilen bir teknikle artık yayınlar ana yayıncı kanal tarafından kablo yayıncılarının veya mobil platformların yer aldıkları bir havuza konulmakta, daha sonrasında da bu noktadan alınarak yayınlamakta. Bir eseri ortak havuza koymak ve oradan da diğer platformlara yaymak ise teknik olarak Yeniden iletim kapsamında sayılmıyor, çünkü bir yayıncının bir eseri "havuza" koyması bu eseri umuma açık bir platformda yayınladığı anlamına gelmiyor. Mantık olarak da bu eserin ilk yayını olmayınca kablo platformlarından yayınlanması da Yeniden İletim olmuyor.

Nitekim Avrupa'da artık bu konuda mahkeme kararları da var.

Peki bu durum endüstri açısından ne anlama geliyor?  

Yeniden iletimin teknolojiye yenik düşmesi ile orta vadede yeniden iletim teliflerinin toplanmayacağını, yada miktarının oldukça azalacağını söyleyebiliriz. Nitekim bunun etkileri görülmeye başlandı bile. Avrupa'daki meslek birlikleri soruna çare üretmek için Direct Injection teknolojisinin Uydu ve Kablolu Yayın Direktifine bir şekilde konulmasını ve hak sahiplerinin bu kaybının önlenmesini talep ediyorlar. Bunun sonuçlarını göreceğiz.

Ülkemizdeki durum ne peki?

Yeni telif yasası taslağında yeniden iletimin toplanabilmesine yönelik bir düzenlemenin yer aldığı görülüyor. Ancak burada bahsedilen yeniden iletim eski teknolojik modele göre yapılmış bir tanım olduğundan bu şekilde yasalaşırsa orta vadede bu şekliyle yeniden iletimin toplanamayacağını öngörmek için kahin olmaya gerek yok. Üstelik yasanın ne zaman ve hangi şekilde yürürlüğe gireceği belli olmadığından belki de bizler telif yasasını meclisten geçirdiğimizde "yeniden iletimin" daha toplanamadan tarihe karıştığını bile görebiliriz.

"Uzatma Dakikaları yazmıştı" dersiniz!