vpf etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
vpf etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

5 Haziran 2014 Perşembe

Türkiye'de dijital sinema salonu rakamları - Mayıs 2014




2014 - Mayıs itibariyle Türkiye'de:
Sinema Sayısı: 423 adet
Perde Sayısı: 2.134 adet
Seyirci Kapasitesi: 261.341 kişi
DCP'li Salon Yüzdesi: 65%
Tek Salonlu Sinema Sayısı: 84 adet
2 Salonlu Sinema Sayısı: 39 adet
3 Salonlu Sinema Sayısı: 41 adet
1-3 Salon Arasına Sahip Sinema Sayısı Yüzdesi: 39%
On Salon Üstü Sinema Sayısı: 43 adet
DCP'si Olmayan Sinema Sayısı: 164 adet
DCP'si Olmayan Sinema Yüzdesi: 39%
Grup Sinemaları Toplam Sayısı: 165 adet
Grup Sinemaları Yüzdesi: 39%
Grup Sinemaları Toplam Salon Sayısı: 1.268 adet
Grup Sinemaları Salonları Yüzdesi: 59%
Grup Sinemaları Seyirci Kapasitesi: 166.174 kişi
Grup Sinemaları Seyirci Kapasitesi Yüzdesi: 64%
Grup Sinemaları DCP’li Salon Sayısı: 1.058 adet
Grup Sinemaları DCP’li Salon Yüzdesi: 83%
Bağımsız Sinemalar Sayısı: 260 adet
Bağımsız Sinemalar Yüzdesi: 61%
Bağımsız Sinemalar Salon Sayısı: 866 adet
Bağımsız Sinemalar Salon Yüzdesi: 41%
Bağımsız Sinemalar Seyirci Kapasitesi: 95.167 kişi
Bağımsız Sinemalar Seyirci Kapasitesi Yüzdesi: 36%
Bağımsız Sinemalar DCP’li Salon Sayısı: 326 adet
Bağımsız Sinemalar DCP’li Salon Yüzdesi: 38%

En büyük ilk altı sinema grubu:
  1. MARS GRUBU: 68 sinema, 602 salon, 585 dijital salon (%97 dijitalleşme oranı)
  2. AVŞAR GRUBU: 17 sinema, 138 salon, 115 dijital salon (%83 dijitalleşme oranı)
  3. PİNK GRUBU: 13 sinema, 90 salon, 77 dijital salon (%86 dijitalleşme oranı)
  4. PRESTIGE-CİNECOM GRUBU: 9 sinema, 80 salon, 52 dijital salon (%65 dijitalleşme oranı)
  5. CİNEMARİNE: 9 sinema, 76 salon, 56 dijital salon (%74 dijitalleşme oranı)
  6. SİTE: 11 sinema, 63 salon, 34 dijital salon (%54 dijitalleşme oranı)

Türkiye genelindeki toplam 423 sinemanın 260'ı (%61) bağımsız sinemalardan (herhangi bir grupla bağlantılı olmayan) oluşurken, bu bağımsız sinemaların 164 tanesi ise (toplam sinema sayısının %39'u) 1, 2 veya 3 salonlu sinemalardır. 
Bu bahsedilen bağımsız sinemalardan, özellikle de 1-3 salonu olan 164 sinemanın büyük çoğunluğunun mevcut VPF modelini uygulaması mümkün görünmemektedir. Yine aynı sinemaların bir destek mekanizması olmaksızın DCI standartlarında bir dijital projeksiyon cihazı yatırımı yapmaları da söz konusu değildir.
Türkiye'de sinemaların dijitalleşmesi ABD ve Avrupa'ya nazaran oldukça geç başladı ve Mayıs 2014 itibariyle dijital projeksiyona sahip salonların oranı %65 seviyesinde.
 

Raporun tamamı için
http://www.se-yap.org.tr/wp-content/uploads/2014/06/SEYAP_VPF_Raporu_2014_06_031.pdf

10 Mayıs 2014 Cumartesi

120


Bu yazının başlığını aynı adlı filmle karıştırmayınız, bu 120 başka 120...

Mayıs 2014 itibariyle türkiye'de 423 sinema, 2140 perde bulunuyor.

Bu 423 sinemanın 255 tanesi bağımsız sinema.

Yani herhangi bir büyük grupla alakası bulunmayan sinemalar.

255 bağımsız salonun 120 tanesi ise "bir" veya "iki salonlu" sinema salonu.

Bu da Türkiye'deki toplam sinema sayısının %28'i demek...

Herkes 65 sineması olan Mars'ı konuşuyor, ki sebepsiz de sayılmaz.

Ama kimse bu 120 sinemayı konuşmuyor.

Dijital projeksiyona sahp sinemalar tüm Avrupa'da hızla çoğalırken Türkiye bu alanda geç kaldı.

Ta ki başta stüdyolar 'artık 35 mm kopya göndermeyeceğiz' diyene kadar. Sonra yalap şap modeller üretilmeye başlandı.

Şu anda yerli yapımcılar Vpf ödemek zorunda bırakılırken esas bu sistemden faydalanan stüdyolar tek kuruş ödemiyorlar.

Ve Mayıs 2014 tarihi itibariyle adam akıllı bir VPF sistemimiz yok.

Gelelim 120 sinemaya: Bu salonların çoğunun VPF modelini uygulaması veya kendi imkanlarıyla dijital projeksiyon makinesi alması mümkün olmayacak.

Peki ne olacak?

Bu 120 salon kapanacak mı?

Tüm Avrupa'da devlet fonları ve yerel inisiyatifler bağımsız filmlerin, Avrupa filmlerinin gösterildiği alternatif sinemaların dijital yatırımlarını destekleyen  aktif politikalar üretirken bizde resmen 'tık' yok.

Yapımcıların masaya oturup konuşacağı dağıtımcılar veya sinema salonu sahiplerinin oluşturduğu bir meslek birliği de yok.

Bakanlık zaten durumun vahametinin pek farkında değil, sadece vizyona giremeyen filmden destek tutarını geri isteyen bir içtihat üretip işin içinden sıyrılıverdi.

Film yapımının desteklemesi falan güzel şeyler de, bu filmleri gösterecek sinema salonu olmadıktan sonra neye yarar?

Bu 120 bağımsız salonun akibeti penaltılara kalmış gibi görünüyor.

Uzatma Dakikaları'ndan söylemesi...



3 Ocak 2013 Perşembe

Bağımsız filmler için kıyamet alameti mi?

Sanal Kopya Bedeli (Virtual Print Fee) sinemaların mevcut film projeksiyon makinelerini dijital formatta film gösterebilmek için dijital projeksiyon ekipmanlarıyla değiştirebilmelerine olanak sağlayan bir finansal mekanizma. Peki bu bizim gibi salon sahibi olmayanları niçin ilgilendiriyor?  

VPF dediğimiz finansman modeli "dağıtımcıların" 35mm film kopyası yerine dijital kopya dağıtmaları sonucu nakliye ve depolama'dan tasarruf ettikleri parayla sinema salonlarının dijital projeksiyon yatırımlarını finanse etmesi mantığına dayanıyor. Çeşitli yatırım şirketleri (Arts Alliance Media, DCinex, DDL and Sony vs.) çok salonu olan sinema zincirleri ile uzun süreli (mesela 10 yıl) anlaşmalar yapıp bu ekipmanların kurulumunu gerçekleştiriyor. Dağıtımcılar da filmleri gösterebilmek için her kopya için bir VPF bedelini sinema salonu için bu kurulumu, yani yatırımı yapan şirkete ödüyorlar. (yatırımı salon sahibi cebinden yapmışsa salon sahibine ödeniyor) Böylece ilk bakışta sinema sahibi salonlarını dijital ekipmanla donatmış oluyor, yatırımcı parasını VPF ödemelerinden alıyor, dağıtımcı da kopya ve nakliye masraflarından kurtulmuş oluyor. 

Şimdi yavaş yavaş konunun can alıcı noktasına geliyoruz...

VPF bedeli 800 $'ye kadar çıkabiliyor ve ülkeden ülkeye ufak değişiklikler gösterse de   genel işleyiş tarzı şöyle: İlk hafta filminizi göstermek için VPF bedelini ödüyorsunuz, aynı sinemada ikinci hafta gösterim devam ederse bu tutarın %70'ini, 3. hafta %50'sini, 4. hafta %30 vs. ödüyorsunuz. Eğer filminizin dijital kopyası, mesela 2 hafta gösterimden sonra, başka bir salona giderse aynı zincir tekrar en baştan başlıyor. Bingo !
Pek çok kişinin de iddia ettiği gibi bu model aslında 6 büyük Hollywood stüdyosunun, dolayısıyla ana akım sinemanın dağıtımı için daha cazip ve avantajlı. Stüdyoların  basım ve dağıtım maliyeti 35 mm kopya başına 1500 USD iken dijital format olduğunda 150 USD'ye düşüyor. Peki niçin büyük stüdyolar için daha cazip diyoruz? VPF sisteminde kopya her salon değiştirdiğinde dağıtımcı yeniden VPF ödemek zorunda kaldığından bir filmin ikinci vizyonu ekonomik olarak manalı değil. İşin bir diğer püf noktası da şu: VPF anlaşması yapabilmek için sinema sahibi kurulumcu şirkete yıl boyunca salon başına belli sayıda film gösterme garantisi vermek zorunda.  Böylece yatırımın kendini daha çabuk amorti etmesi sağlanıyor. Elbette bu da dağıtımcılar için filmlerinin daha kısa süre vizyonda kalması anlamına geliyor. Piyasada pazar payı daha düşük olan bağımsızların faaliyet alanını zorlaştıran bir durum.

Maalesef sektörümüzde bu konudaki bilgisizlik had safhada. Birçok kişi gayet safça dijital dağıtımın 35 mm kopya masraflarını ortadan kaldıracağı için yapımcıların lehine olduğu gibi bir düşünceye sahip. Halbuki Türkiye'deki durum daha da vahim. Niçin mi? Bu yazıda geçen her dağıtımcı kelimesi yerine yapımcı yazın!.. Tüm dünyadaki VPF uygulamalarında bu bedeli dağıtımcılar ödüyor, dolayısıyla da salonlarla yada kurulum yapan şirketlerle VPF pazarlıklarını dağıtımcılar yürütüyor. Hollywood stüdyoları zaten kendi pazarlığını kendi yapıyor. İyi de Türkiye'de, mesela Türk filmleri için, bu pazarlığı kim yapacak? Burada dağıtımcılar Avrupa veya ABD'deki gibi değil. Tüm kopya ve tanıtım masraflarını zaten yapımcı ödüyor. Dolayısıyla VPF de Türkiye'de yapımcının ödemesi gereken bir tutar olacak. Sorun da burada: İki üç yılda bir film yapan bir bağımsız yapımcı tek başına masaya oturup da nasıl VPF pazarlığı yapacak? Dağıtımcılar zaten ödemekle yükümlü olmadıkları bir paranın pazarlığını niçin yapsın?
Şu anda sektörümüzün bağımsız yapımcılarının bu konuda mutlaka bir araya gelip çok geç olmadan konuyla ilgili girişimlerde bulunması gerekiyor. Birçok ülkenin sinema kurum ve kuruluşları küçük ve bağımsız salonların dijital projeksiyona geçebilmeleri için destek fonları oluşturmuş durumda. Bildiğimiz kadarıyla Kültür Bakanlığı'nın  bu konuda herhangi bir çalışması şu anda yok. 

Türkiye'de iş kendi oluruna bırakılırsa büyük balıklar küçük balıkları yutacak ve dijital dönemdeki dağıtım bugünkü beğenmediğimiz sisteme rahmet okutacak gibi. Atalarımız "Gelen gideni aratır" diye boşuna dememişler.

Uzatma Dakikaları uyarıyor...